Tüze anne oğlu Sungu’nun Doğu’da PKK tuzağıyla öldürülmesini unutamıyor, içine sindiremiyordu. Odası kapanıp hıçkıra hıçkıra ağladığı, ağıt yaktığı günler yıllar boyu azalsa da hiç bitmiyordu. Onu sık sık düşlerinde görüyor, sanki bir gün süyek(şehit) oğlu Sungu kapıyı açıp içeriye girip, onun boynuna sarılıp “Ben geldim anne. Artık hiç gitmeyeceğim” demesini bekliyordu.
TÜZE ANNE HABUR SINIR KAPISINDA YILGICILARI (teröristleri) KARŞILAMAYA GİTTİ
Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN
www.ahmetercan.net
Tüze anne oğlu Sungu’nun Doğu’da PKK tuzağıyla öldürülmesini unutamıyor, içine sindiremiyordu. Odası kapanıp hıçkıra hıçkıra ağladığı, ağıt yaktığı günler yıllar boyu azalsa da hiç bitmiyordu. Onu sık sık düşlerinde görüyor, sanki bir gün süyek(şehit) oğlu Sungu kapıyı açıp içeriye girip, onun boynuna sarılıp “Ben geldim anne. Artık hiç gitmeyeceğim” demesini bekliyordu.
Bir gün televizyondan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ağzında ‘Kürt açılımı’ diye bir söz duydu. Pek anlayamamıştı, nedir bu Kürt açılımı. Sonraları bu söz ‘Demokratik açılıma’ dönüşmüştü, onu da anlayamamıştı. Neydi bunun anlamı, içeriği, kapsamı? Konu toplumda konuşuldukça söylenenlere kulak dikiyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisinde de konu işleniyordu. Sanki yurttaşın kamutayı ikiye bölünmüştü; Türk ile Kürt kamutayı gibi. Oysa bu yurtta tümümüz Türk değilmiydik? Türk bir soyun değil bir ulusun adı değil miydi? Türklük bir ekinsel(kültürel) birlik değil miydi? Bu tür kavrayamadığı, anlamaya çalıştığı gitgeller, çelişkili davranışlar arasında bocalıyordu. Günün birinde anladı ki oğlunu öldüren yılgıcılar şöyle ya da böyle bağışlanacaktı. ‘Olaya karışmayanlar sorgulanıp, yargılanmadan salıverilecekler’ deniyordu. Yılgıcının alnında mı yazıyordu olaya karışıp karışmadığı? Sonra eylemsiz yılgıcılık nasıl olurdu ki? O örgütün içinde olmak, yönlendirmek suç değil miydi? Kurşun atan da attıran da bir değil miydi? Hani Türkiye ile bazı ülkeler PKK’yi bir yasak, yasa dışı örgüt olarak tanımlamıştı? Ne değişmişti? Hani oğlunu öldürenlerden hesap sorulacaktı? Hani şehitler ölmez vatan bölünmezdi? Hadi akıtılan kan yerde kalmayacaktı? Ne olmuştu?
O, Şehit Aileleri Derneğine üyeydi. Onurla oğlu için Genel Kurmayın Verdiği madalyayı göğsünde taşıyordu. Öteki süyek evgilleri (şehit aileleri) ile birlikte toplandılar. Şaşırmışlardı. Ne oluyordu? Kimisinin oğlunun gözleri görmüyordu, kimisinin bacağı kopuk, kimisinin kolu. Şaşırmışlardı. Bir şeyler yapmalıydılar. Onlar Genel Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a güveniyorlardı. Emekli Subaylar Derneğine güveniyorlardı, Türk aydınlarına güveniyorlardı, kesin birileri bir şey yapacaktı. Ha bugün ha yarın. Beklentileri bir türlü oluşmuyordu. Direnmeler, kapalı ortamlarda ki yakınmalar ile dedikodular dışına çıkmıyordu. Toplumu bir sinme, bir korku, bir eylemsizlik sarmıştı. Birileri bir şeyler yapmalıydı.
Dağlıca baskınının yıl dönümü günü olan 21 Ekim 2009’da 34 PKK’li yılgıcı Kandil dağından inip Türkiye’ye Habur sınır kapısından gireceklerdi. Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı Hamdi Köse ile toplandılar(2x,3x). Aralarında oyladılar. Habur’a gidip oğullarını öldüren yılgıcıları karşılayacaklardı. Hem de daldan yaptıkları lastik sapanlarla. Kocası Oğuz beyden izin aldı, kaldı ki onunda içine hançer sokulmuştu, nasıl olmaz derdi(5x).
Habur’a bir otobüsle gittiler. Aman Tanrım yaklaşık elli bin kişi poşularını takmış, yeşil-sarı-kırmızı çulları giymiş, o renk örgüleri başlarına takmış, ellerinde PKK simgesi sözde bayrak, başyılgıcının betimlemesi, davullar çalınıyor, halaylar çekiliyor, zılgıtlar çığrılıyordu. Tam bir bayram ortamı. Türkiye sınırları içindeki bu koca kalabalıkta, bir tek ay yıldız Türk bayrağı yoktu. Burası Türkiye değil miydi? Kolluk güçleri erler, yasak bayraklara, simgelere, ‘Biji Apo’ söylemlerine hiç ses çıkarmıyordu. DTP’nin saylavları başta Ahmet Türk, Emine Ayna tam takım ordaydılar, eski saylav Leyla Zana gibi. Çevreye öpücükler yolluyor, iki parmaklarını kaldırıp utku belirtkesi yapıyorlardı. Sonunda DTP güllü araçlarla Kuzey Irak’tan yılgıcı takım Türk sınırına geldiğinde coşku arttı, göğe gök patlangıçlar(havai fişekler) atıldı, Kaleşnikoflarla göğe kurşun yağdırılırken zılgıtlar göğü çatlattı. Yılgıcılar birer utku kazanmış baturlar gibi, dağ savaş giysileri, boyunlarında poşuları ile yürüyorlardı. Gülümsüyorlar, elleriyle utku belirtkesi yapıyorlar, yaşa Apo söylemlerine eşlik yapıyorlardı.
Şehit aileleri eridi eridi bittiler. Tüze anne olduğu yere çöktü kaldı.
“Oğlum oğlum Sungum sen boşa gittim yavrum, civanım benim boşa gittin”
Yanındaki arkadaşı Selma Güller,
“Ben eşimi boşuna toprağa vermişim. Teröristlerin karşılanmasında bu ülkenin milletvekilleri vardı. Şehit cenazesine bu kadar milletvekili gelmiyor. Eğer bu süreç böyle devam ederse madalyamı geri göndereceğim” diye yakınıyordu(2x).
Ayşe Çelik,
“Teröristler annelerinin yanına yanına döndü. Biz ise şehitlerimizin mezar taşlarına sarılıyoruz” diye ağlıyordu(2x,3x).
Onlar yargı önüne çıkarılacak, suçsuzlar salıverilecekti. Sanıklar yargıya yollanacaklarına, gezici bir yargı oluşturulup Habur’a sanıkların ayağına yollanmıştı. Bu bir ilkti(1x). Uluorta, sanki göstermelikmiş izlenimi verilen bir yargılama yapıp, ötesi yargıç ‘Lütfen Sayın Öcalan demeyin’ diye uyarı yaparak suç oluşmasını engelleyici türde uyarı yaparak soruşturmaları bitirip 29 tanesini özgür bırakmıştı(1x). Savcılar bir şeyler yapabilirdi. Bu nasıl bir başkaldırı ortamıydı? Daha ne olsundu ki?
Yargılanıp çıkanlar DTP nin üstü açık aracına çıkarıldılar. DTP başkanı Ahmet Türk, ‘Onlar isterlerse meclise de girebilirler’ diye açıklama yapmıştı(4x). Otobüsün üstü anacık babacık günüydü. Tüze anne ile birkaç şehit annesi göğüslerindeki Türk bayraklarını çıkarıp, “Şehitler ölmez vatan bölünmez” diyerek, ellerinde ki sapanlarla yılgıcıların üzerine taş yağdırmaya başladıklarında, görevlilerle bastırılıp, gösteri alanından uzaklaştırıldılar. Sorgulanmak üzere Diyarbakır karakoluna götürüldüler(5x). Artık onlar devlet olmuşlardı, onurları ile.
1x. Çölaşan, E. 2009. Seyyar Yargı. Sözcü Gazetesi 22 Ekim 2009 , Perşembe, yıl 3, sayı 849, sayfa.5.
2x. Cindoruk, H.,2009. Barış isteyen gerilla giysisi giyer mi? Sözcü Gazetesi 22 Ekim 2009 , Perşembe, yıl 3, sayı 849, sayfa.5.
3x. Yavuz, R. 2009. PKK’lılar, karşılama grubuyla Kürtçe konuştu. Sözcü Gazetesi 22 Ekim 2009 , Perşembe, yıl 3, sayı 849, sayfa.9
4x. Ergin,S.2009. İsterlerse Meclise de girebilirler. Sözcü Gazetesi 22 Ekim 2009 , Perşembe, yıl 3, sayı 849, sayfa.9.
5x. Ercan, A.2009. Bir yaşama iki deprem sığmaz’ kitap. Baskıda. 468 sayfa.