Bütün geceyi pek rahatsız, ayrıca uykusuz geçirdim. Anafartalar Bölgesinden gelen bildirimler, bölüğünü yitirmiş buyrukbaylarla, erbaşların başvurularını değerlendirme, yeni durum belirleme bana bir dakika bile dinlenme olanağı sağlamadı. Çadırın önüne çıktım. Saldıracak erleri görüyordum. Ordan saldırıya başlatacak, onu yönlendirecektim.
Gecenin karanlığı tümüyle kalkmış, gök ağarmaya başlamıştı.
ATATÜRK ÇANAKKALE ANAFARTALARDA
Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan
www.ahmetercan.net, ahmetercan@ahmetercan.net
Yıl 15 Ağustos 1915 Atatürk kendi el yazısıyla anlatıyor(1x);
“Yirmi dört saatten beri süren çatışmalar yiğitleri çok yormuştu. Onun için verdiğim bir buyrukla boğuşmayı kestim. Ancak kazanılmış olan yerleri güçlendirmek, orada çivilenip kalmaktan başka yurdu kurtaracak çare yoktu. Bunun için gerekli buyrukları verdim”
“Benimle birlikte burada savaşan bütün erler kesinlikle bilmelidir ki sorumluluğumuza verilen erdemli görevi eksiksiz yerine getirmek için bir adım geri gitmek yoktur. Bitkin düşüp dinlenmek istemenin, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün ulusumuzun sonsuza dek yoksun kalmasına neden olacağını hepinize anımsatırım. Bütün arkadaşlarımın uzlaştıklarına, ayrıca düşman tümüyle denize dökülmedikçe yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerine asla kuşkum yoktur”
Bir tepeden diğer tepeye, bir çukurdan diğer çukura erleri ile koşan, üç gün uykusuz, aç kalan Mustafa Kemal şöyle sürdürüyor;
“Bütün geceyi pek rahatsız, ayrıca uykusuz geçirdim. Anafartalar Bölgesinden gelen bildirimler, bölüğünü yitirmiş buyrukbaylarla(komutanlarla), erbaşların başvurularını değerlendirme, yeni durum belirleme bana bir dakika bile dinlenme olanağı sağlamadı. Çadırın önüne çıktım. Saldıracak erleri görüyordum. Ordan saldırıya başlatacak, onu yönlendirecektim.
Gecenin karanlığı tümüyle kalkmış, gök ağarmaya başlamıştı. Artık saldırı anı gelmişti. Saatime baktım. Dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra, ortalık bütünüyle ağaracak, düşman erleri bizi görebilecekti.
Düşman kara eri, mitralyöz ile yaylım ateşe başlarsa, ayrıca kara ile deniz toplarının atışları bu sıkı düzende, bir birine yakın duran erlerimiz üzerinde bir kez patlarsa saldırının başarısız geçebileceğini düşünüyordum. Çarçabuk ileriye koştum. Alay başkanıyla karşılaştım. O da içimizde olmak üzere tüm buyrukbaylar saldırı çizgisinin en önüne geçtik. Çarçabuk kısa bir denetim yaptım. Önlerinden geçerek yüksek sesle erlere seslendim, esenledim. Dedim ki:
“Yiğitler, karşınızdaki düşmanı yeneceğinizden hiç kuşkum yoktur. Ancak siz tez davranmayın. Önce ben ileriye gideyim. Siz, ben kırbacımı aşağıya indirdiğimde her birden atılırsınız”
Buyrukbaylar ile erbaşlara da erlerini beni izletmelerini, imlemime(işaretime) göre hep birden saldırmalarını buyurdum.
Ondan sonra saldırı alnının ta önüne gidildi, oradan kırbacımla saldırıyı başlatacaktım.
Bütün erler, erbaşlar, artık her şeyi unutmuşlar, gözlerini, yüreklerini verilecek imlemime odaklanmışlardı. Süngüleri ile bir ayakları ileri uzatılmış olan erlerimiz ile onların önünde tabancaları, kılınçları ellerinde erbaşlarımız kırbacımın aşağıya inmesiyle inanılmaz bir uyum içinde topluca, gürleyerek, sımsıkı, korkusuzca ileriye atıldılar. Bir saniye sonra düşman korunaklarında, sindikleri çukurlar içinde göğe yükselen bağırışlarından başka bir şey işitilmiyordu: Allah, Allah, Allah!..
Düşman savuta(silaha) el atacak süreyi bile bulamamıştı. Boğaz boğaza yiğitçe boğuşma sonucunda ilk önde bulunan düşman tümüyle ortadan kaldırıldı. Dört saat süren çarpışmalar sonucu 23 üncü ile 24 cü alaylarımız Conkbayırı’nı büsbütün düşmandan arındırdılar…..
Arslanlar gibi köpürmüş olan yiğitlerimizi durdurmak güçtü. Kesim kesim deniz içine dek ilerleyenler bile vardı. Ancak, saldırının sürmesi durumunda erlerimiz tümüyle düşman erleri içine karışacak, sonra da o yoğunluk içinde yitip gideceklerdi. Yitimlerimiz de büyüktü.
Conkbayırı Tepesi erlerimizin eline geçtikten sonra düşman karadan, denizden yönlendirdiği ardı ardına, yoğun topçu atışlarıyla Conkbayırı’nı sanki bir yanardağ bacasına çevirmişti. Bizde bu yanardağ içindeydik.
Gökten gülle, demir parçaları yağmuru yağıyordu. Her yan ateş ile demir yağmuru, kurşunların iğne gibi çevreye saplandığı bir karmaşa, bir boğuşma ortamıydı. Ölüm her an. Büyük çaplı deniz toplarının tam ereği (hedefi) tutturan patlatkıları(bombaları) yere girdikten sonra, toprakla birlikte püskürerek ortalığı gümletiyor, yanımızda, kıyımızda, bucağımızda koca koca, derin çukurlar açıyordu. Bütün Conkbayırı yoğun dumanlar ile yalımlar(alevler) içinde kaldı. Herkes değişmez alın yazısına baş eğiyordu. Çevremiz yiğitlerimizin ölüleri ile kopmuş kol, baş, gövdeleri ile yaralılarla doluydu. Ortalık, çukurlar bir kan gölüyle doldu.
Savaş alanında durumu incelerken bir gülle parçası göğsümün sağ yanına çarptı. Cebimde bulunan saati parça parça etti. Gövdemden içeriye giremedi.Yalnız derince bir kan lekesi bıraktı….
Mustafa Kemal savaş alanındaki duygularını şöyle özetleyip yorumluyordu:
“Biz kişisel baturluk(kahramanlık) görüntüleriyle ilgilenmiyoruz. Yalnız size “Bombasırtı” olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı duldalar(siperler) arasındaki uzaklık sekiz metre, açıkçası kesin kes ölüm ölüm. Birinci duldakilerin(siperdekilerin) her biri kurtulmayacaklarını biliyorlar, ikincidekiler, onların yerine gidiyor. Ancak, ne büyük erdemdir ki beni şaşırtan; o birkaç dakika içinde ölecek yiğitlerin tümü uysallık, ayrıca kanıklık içinde, inançla saldırmayı bekliyorlar. Öleni görüyor, üç dakikaya dek öleceğini biliyor, en küçük bir tedirginlik bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kuranı Kerim, uçmağa(cennete) girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelimeyi şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk erindeki tinsel(ruhsal) gücü gösteren şaşırtıcı saygınlık, onur, kutlanması gereken yüce, eşsiz bir örnektir. Şuna güveniniz ki Çanakkale savaşını kazandıran, bu yüksek adanmışlıktır”
Bugün Kurban bayramı. Tüm kanlarını döken şehitlerimizi kutsayarak, bayramınızı kutluyorum. Bugün kurban kanlarına bulanan toprakların atalarımızın kanıyla yoğrulduğunu unutmayalım. Ne mutlu Türküm diyene..
27 Kasım 2009, İzmir
KAYNAK
Atatürk, M. K. 1955. “Anafartalar Muhaberelerine Ait Hatıralar”. Sel Yayınları. Cağaloğlu, İstanbul. Atatürk Kütüphanesi yayın No.3, 122 s.