a Ahmet Ercan Yazıları
(Articles Of Ahmet Ercan)
a Yuruklar (Maps)
a Betikler-Yazgalar
(Published Books)
a Bilimsel Yayınlarımın Dökümü(Scientifics)
a Sevilgen Yayınlarımın Dökümü(Populars)
a Sorularınızı Bırakın (Questions)
a Yapınızı Baktırmak İstermisiniz (Application Form )
a BİLİMTEY- Yer-Yapı Araştırma Kuruluşu
a BİR YERİN DEPREM ÇEKİNCESİ NASIL BULUNUR ?
a DONGU(BETON) DEĞERLENDİRME ÇİZELGESİ
a EV İÇİ DURUMUNA GÖRE SAYISAL DEPREM ETKİSİ
a EVDEKİ ANDIĞA (Hayvana) BAKARAK DEPREMİ BİLEBİLİRSİNİZ
a İÇİMLİK SU NASIL OLMALI
a İNSAN DAVRANIŞLARINDAN DEPREMİ BİLEBİLME
a Dirik Sunular
a Çalışma Konularım (Works Of Interest)
a Bitirilmiş İşler (Completed Projects)
a Aygıtlar (Equipments)

[Çalışmaların Tümü]
[List Of My Works]
Ahmet Ercan Yuvacağında Ara



'da Ara



 
a

İSTANBUL BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI OLARAK KİMİ İSTERSİNİZ?
PROF.DR. ÖVGÜN AHMET ERCAN-HEPAR
MUSTAFA SARIGÜL-CHP
KADİR TOPBAŞ-AKP
DİĞER
Oy ver!


 
a
a
    URLA,İZMİR’İN EN ÇEKİCİ YERLEŞİM ALANINDA GÖLBELEN TEPE-2012

11.09.2012   





URLA,İZMİR’İN EN ÇEKİCİ YERLEŞİM ALANINDA GÖLBELEN TEPE-2012

Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN

www.ahmetercan.net

Çeşme yarımadasını hep bir başa benzetirim, başını Ege’ye doğru uzatan… Doğu-batı uzanımlı bu yarımadanın güneyinde, Seferihisar, Sığacık, Bademler, Zeytin Alan, Demirci,  kuzeyinde, Urla, Güllübahçe, Karaburun,  ortasında Alaçatı, tam batı ucunda ise Çeşme yer alır. Çeşme’nin karşısında Sakız(Xios) Adası.

Konak’tan, 28 km batıya gidildiğinde, Seferihisar kavşağını geçince sağ dönersen Urla’dasın. Dağlar taşlar villa denilen 2 ile 3 katlı, değişik örekli yazlık konutlarla kaplı. Her yan orman, ancak konutlar ormanı yiyilce(kanser) gibi lekelemiş, gittikçe portakal, mandalin, turunç, limon bahçelerine, ormana saldırarak yok ediyor.

“Ta o dağın bağrında ne ararsın be adam?”

Dağlar, tepelerde yerleşime açılan yerler betonarme ormanı olmuş. Demek ki, Urla bir daha ormanı görmemek üzere yapılaşıyor. Yollar nitelikli. Eh yol kıyılarındaki çöpleri düşünmezsen, yerleşim içi yollar göreceli ak pak sayılabilir.

Urla Ortayı(merkez) bir tepenin üzerinde, 1 ile 2 katlı yapılarla çevrili. En çok yükseklik 6,5 metre. Yer yer eski uygarlıkları çağrıştıran örekte(mimaride)değişik taş yapılar, ben böyle bir uygarlıktan geldim, bizi öldürmeyin diye bağırıyor. Ancak 1950’de Türkiye’ye giren betonarme taş yapıları bir bir dövüyor, yıkıyor, onların yerine geçiyor. Geçmişte belki kilise olarak tapınanları ağırlamış yapılarda bu gün yükünce çağrı(ezan) okunuyor, yanlarına konan uzundırazlardan(minare). Ancak taşlı tuğlalı bu çumukevlerini(camileri) görmek gerekir. Uzundırazlara ses yükselteçlerinin konması, çağrıcının sesini yükseltmesi de kahvelerde oturan kişileri yerinden kımıldatmaya yetmiyor, günde beş kez. Çarşısı pek güzel. Hani bizim eski Anadolu bolluklarında(şehirlerinde) olan küçük satıcı dükkanları; bezciler, kasaplar, balıkçılar,peynirciler, ayakkabı onarıcıları, incik boncuk satıcıları, ekmek odçakları(fırınları), bıçkıcılar(terziler), turşucular tümü bir arada. Küçük oturaklara oturmuş çifçilerin başlarına bir türde bağladıkları kavuniçi renkli yazmalar “ben Egeliyim” diyor. Hemen dükkan önlerinde satılan; uzun acı/tatlı izmir biberleri kütür kütür körpe(3 TL/kg), yanında göklop sarılop incirler “ye beni” diyor(2,5 TL/kg), yanında kızıl bamye; küçüğü 4, irisi 2TL/kg, yanında bu yeni dalından koparılmış şişkin sığacıklar(zeytinler), onun yanında sudan ucuz küfi sarı renkli sıkılmış sığacık yağları(zeytin yağları(6 TL/lt), kurulmuş, yemeğe yakın kara, yeşil sığacıklar, köy yumurtaları(50 krş), kıpkızıl domatesler yapay gübre görmemiş(1,5 TL), kır patlıcanlar, topan patlıcanlar(1,5 TL), börülce (3 TL). Boz ak yanardağ kültaşları, pekmeztaşı(marn) ile kireçtaşı üzerinde gelişen Urla.

Çarşıda aylak aylak dolaşırken peynircide bir yazı; “Tulum peyniri geldi”. Girdik. Jilet gibi değil kibrit kutusu gibi tadımlık. Tire tulumu, keçi peynirinden güzel.

            “Kaça”

            “Keçi 20, tulum 22”

            “Tulum. Bir kalıp olsun”

Ama ne tulum ya. Beni eski Nazilli çocukluk günlerime götürdü. Ah ne de severim İzmir tulumu; Ege Ege kokar bana yedikçe. Durmak da bilmem hele yanında kızarmış mis gibi bir gevrek olursa. Başka yemek de istemez.

Eh öd 11:00 acıktık. Peynirciye sordum;

            “Burada sulu yemek yapan neresi var?”

            “Size Merkez Lokantasını öneririm”

Hemen çarşıya girerken, küçük akça pakça bir aş evi. Sığacıkyağlı ayşekadın fasulye, pırasa, Arnavut ciğerinin yanı sıra kuzu/dana göveç, patlıcan biber kızartma, semizotu, bamye, işkembe ile mercimek çorba, elbasan tava,  musakka, dolma, karnıyarık, kabak çiçeği kızartma, soğanlı yahni, hamsi plaki, İzmir köfte, kadayıf, kazandibi, sütlaç, kalburabastı ile daha neler neler. Tıka basa yedik yeğenim İlker’le. O, işkembe ile kuzu yahni, ben yarımşar hamsi, semizotu, soğanlı yahni, domates söğüş.  İki kişi 33 TL.

            “Hazır gelmişken İlker, gel bir torgancılara(emlakçılara) soralım burada evler, evlekler nasıl”

Koçak Taşınmaz Danışmanlığına (Gayrimenkul Emlak Danışmanlığına) girip ile çıkmamız bir oldu. Olumsuz. Esenliksiz adamın işyerinde bir ödmük(dakika) durmam. Sokak içinde, köşe başında daha ağırbaşlı bir torgancı; Kapkın Emlak. Girdik, Hayettin ile Hayati Kapkın bizi buyur etti, oturaklar oturduk. Ordan,  burdan söyleşmeye başladık. Evleri, evlekleri saymaya başladı. Köy içinde iki katlı, küçükce bir ev hemen caminin doğusunda 110 bir TL.

            “Hayrettin bey sen bana eski Urla evlerinden bul. Evin eskiye bağlı bir kimliği olsun”

            “Biraz sabretçeksin ama”

            “Olur”

            “Urla iskele mahallesi var. Ancak orada fiyatlar uçkun”

            “Mesela?”

            “1.,2. Derce sit alanları var. Orada yapı yapamazsın. Kazı da bir şey çıkmazsa bir evlik yer(200 m2 )yaklaşık 100 bin TL. İçinde ev olan yerler ise 250 ile 500 bin TL. Yani, 150 bin den aşa bir yer yok”

            “Vay be”

            “Villalara bakarsan, 500 bin ile 1,5 milyon TL arası, yaklaşık 500 m2’lik arsa içinde”

            “Peki geniş tarla ya da arsalar nasıl?”

            “5, 10, 50 dönümlük yerler, deniz uzaktan görse bile, içinde su, elektrik olmasa bile metre karesi 40 TL’den başlıyor, 100 TL’ye kadar çıkıyor. İskele mahallesinin olduğu yerde kazılar yapılıyor. Evleğinden krık çömlek çıksa bile “burası arkeolojik sit” diye el koyuyorlar. Burada bir de Orta Doğu Üniversitesi(Bilimteyi) Su altı arkeoloji araştırma birimi ile Ege Üniversitesi Su Ürünleri Bölümü var. Piri Reis’de burada”

Otururken, yanıbaşımıza fötr şapkalı kara gözlüklü, kocaman kır saçlı, zayıfça, 80 yaşlarında bir bey geldi.

            “Sabri amca gel otur. Sabri amca eski DSİ Müdürü. Bu bey de Deprem Profesörü Ahmet Ercan, yeğeni biyoloji öğretmeni İlker Pehlivan”

            “Memnun oldum”

Sabri Akselioğlu meğerse bu bölgenin en büyük taşınmaz edinicilerinden biriymiş.

O sırada, çelimsiz, 3 günlük kır sakallı bir yaşlı başını içeriye soktu.

            “Hayrettin çok güzel kefaller var. Verem mi?”

            “Başka balık var mı?”

            “Lidaki de var ancak yana yaramaz, ince”

            “Biraz önce aldıydık” deyince, yoksul balıkçı baktım yüksündü.

            “Getir bakayım ben alırım. Kaça bunlar?”

            “12. Daha yeni denizden tuttum”

İri, parlak, sivri baş kefaller, ayrıca bir kaçı kambur. Ben seçeyim dedi, Hayrettin bey. 6 tane aldık.

            “7 çeşit kefal vardır. Hangileri yenir hangileri yenmez biz biliriz. Bu beyaz renkli balıktır. Bir yahnisini yap kaşıkla ye”

            “Ben de şey almıştım”

            “Buranın o şeyi yinmez. İstanbul’dan geleni alcaksın ki, Tuna’dan dere ağzından beslenmiş olsun”

Hayrettin bey de 3 tane aldı.

İlker’in ak aracına bindik. Sabri beyin, Kalabak semtinde, orman içinde kat karşılığı yaptırdığı 3 katlı, görkemli Çamlı Bel konutların görmek için gittik.

            “Hocam beğenirsen, kabası bitmiş bu evlerden birini sana 200 bine veririm, 1000 m2’de bahçesi var”

            “Sabri bey. Ben gelip burada oturmam. Ayrıca ana yola çok yakın. Ben İstanbul’da zaten, ancak orman, çam olağanüstü güzel”

Ordan çıktık. Urla İskele Mahallesine indik. Deniz çalkantılı, esginde esiyor, ne deniz de ne de kıyı boyunca kimseler yok. Okullar açılınca İzmirliler elini ayağını çekmiş. Pideciler, balıkçılar, kahveciler boş. Kumsalda yüzen yok. Sonra Güllübahçe’ye yakın Torasan semtinde bir hacının evini gördük, 200 bin TL. Olmadı. Göçmen evlerini gördük, ortada bir cami. Bulgar göçmenleri balıkçılığa başlamışlar ancak mutlu değillermiş.

Hayrettin bey ille de ısrar ediyor.

            “Hocam, sizi Sabri beyin, Gölbelen tepesindeki yerinde bir çıralı yedirelim. Çok da güzel Sabri beyin bahçesindeki Kabaret üzümünden yapılma şarabını da içeriz”

Kalktık, hemen köyün ardındaki çamlık tepeye çıktık. Sabri bey, burayı 25 yıl önce almış, 158 dönüm. Kartal yuvası gibi Urla’nın en güzel görüntüsünün görüldüğü bakanak. Gölbelen’den kuzeye doğru İzmir Koyunun girişine doğru bakıldığında, batıda kocaman dağlarıyla Karaburun, onun önünde kırığın geçtiği Güllübahçe, önümüzde etek gibi deniz dek serilmiş küme küme yapılarıyla, yazlık yerleşim alanlarıyla Urla ile Urla iskele mahallesi. Karşıda Uzunada, irili ufaklı 6 ile 7 tane adacık, bunlardan birinin üzerinde sökelevi(hastane), sağda Kalabak semti çamlar içinde. Evleri, dağın tepesini bir taç gibi örtmüş ormanları, boydan boya kentleşme kıyı kuşağını hemen elle tutulacak denli yakınlıkta göreceksin. Kıyı kuşağında Piri Reis, Dokuzeylül ile Egenin tekneleri.

Sabri bey, küçük bir yol düzer almış. Kullanıcısı elinden her iş gelen Kütahyalı Kamil, 45 yaşlarında. Girişteki bakanaktan Urla’ya kuş bakışı bakmanın eşsiz güzelliğine kapıldım, kırmız, pembeli çalılıklar ardından.

            “Bak, ben yörüğüm. Biz ufak dönemeçler, koylara bük deriz, dağ yamaçlarına da belen deriz. Biz çok Türkçe kullanırız”

Kamil usta çok becerikli. Yoldüzerle, kızılçamla bezeli, dik yamacı sekiler yaptırarak düzlemiş, düzleştirdiği yerlere çayır, çimen ekmiş, çevresine de süs ağaçları dikmiş, içlerinde sığacık (zeytin) ağaçları da var. Yamaçda koca koca çukurlar açtırarak göletler oluşturmuş, göletlerin altına da geçirimsizliği sağlamak üzere toyun(kil) sermiş, kimine de naylon yalıtıcı. Suyun için sazlar çıkmış, içine atılan sazanlar birbirlerini yiyerek çoğalıyor. Ancak hiç balık tutmamışlar.

            “Bir iki artezyen vurdurdum, suyu ordan alıyorum, ancak yeterli değil”

Kendi döngüsü içinde birkaç çağlayan yaptırmış, gölet içinde bir de fıskiye. Göletin çevresi ile boz yeşil rengi olağanüstü güzel. Kamil, ağaçların içine Tarzan evi gibi iki tane çardak ev yapmış. Yerde minderler. Çok doğal çok güzel.

Yamacın 60 dönümüne diktiği asmalardan olağanüstü tatda şarap yatırıyor. Tadına doyamadım.

Göl kıyısına konulan üstelde kömürde pişen bifteklerden, çoban salata ile bulgur pilavından yerken, olağanüstü şaraptan içerken söyleşi gelişti.

            “Ben İstanbul İktisat’ı bitirdim. 1950-60 arası öğrenci olayları ulusalcı, devletçiydi. Adnan Menderes iyi, beyefendi bir kişiydi.

            “Doğru. Kaldı ki, iş çürümeye Köy Enstitülerinin kapatılmasıyla başlamıştı. ABD İnönü’ye verdiği 300 milyon dolar karşılığı İmam Hatip Okullarını da açtı, ezanı Arapçada okutmaya başladı. Toprak reformunu sürdürünce toprağını vermek istemeyen ağalar, kendi de ağa olan Menderes’i yönetime getirdi”

            “1956’da Rumlara kaşı çıkarılan olayda o zaman, Ekspres Gazetesi “Selanik’te Mustafa Kemal’in evine bomba atıldı” diye bir haber çıkarmıştı. Bunu duyan Rami, Tarlabaşı kesimi Taksim’e doğru yürüdü. Öğrenciler de oraya geldi. Yunanlılar aleyhine ateşli konuşmalar yapıldı.  Sonra toplum dağılmaya başlamıştı. İstiklal Caddesinde Rum dükkanlarının hemen hemen tümü Türk bayrağı asmıştı. Taksim’de Fransız konsolosluğunun karşısında olan eczanenin sahibi de Rum’du. İçimizde bir arkadaş ona”,

            “İşyerine Türk bayrağı çek” dedi.

“Çekerim, çekmem itişmesi başlamışken, arkadaşın dirseği dükkanın dirseğine çarptı, şangır şungur kırıldı. Sesi duyan topluluk ellerindeki sopalarla tüm Rum dükkanlarını kırıp döküp yağmalamaya başladı. Bir çok Rum Türkiye’den kaçmaya başladı. O zaman ben gazetecilik yapıyordum.”

            “Olaylar olurken, başbakan olan Adnan Menderes taksime siyah bir araçla geldi.”

            “Sonra DSİ’ye girdim, 60’lı yıllarda. O dönem Süleyman Demirel ile bir kaz karşılaştık, başkaca görmedim”

            “Sizin alanınızda yukarıda erime boşluklu kireçtaşları, aşağıda marn var. Bağların üzerinden de linyit damarları var”

            “Burada su bulabilirsek, hele sıcak su bulursak çok iyi olur”

            “Sıcak su için bir şey diyemem ancak soğuk su bulunabilir. Hemen girişelim”

            “Olur. Siz hazır olduğunuzda gelir bakarız”

Gölbelen gün batımında ise bir başkadır.  Öndeki tepeler, ardında Karaburun doruklarında kızıllıklar bırakarak Ege’ye doğru batar.

Urla’da toplum Atatürkçü. Yolda yolakta pek karaböceklerin olmadığını görüp sevineceksin.

“Ohh Hiç olmazsa burası uygar kalmış”

Kuzeyden, Kazdağlarından esen esgin sürekli olarak Gölbelen’e bir serinlik getiriyor.

“Bak şu Foça önündeki boğaza. İşte rüzgar ordan doğru eserek buraya bol oksijen getirir. Güneyden eserse yağmur gelir” diyor Sabri bey.

            “Hocam bu arkadaşlık burada bitmesin. İzmir’de, Urla’da yatılı konuğumuz da olun. Gölbelen’de kuzu çevririz”

Konukseverliklerin, söyleşinin düzeyinden çok mutlu olarak, ayrıldık. Akşam Bostanlı’da kızkardeşim Ayşenin evine vardığımızda 20:20 idi.

Yaşasın yaşamak.

 

 Bu yazıyı 862 kişi okumuştur.

a
a
 Yorumlar
 
 
a
 
Tüm Bildirimler Tüm Güncel Yazılar
 
a
 
 Haber Arama

Aranacak kelimeyi girin   

 
 
  • DEPREM UYARISI
  • İSTANBULUN SORUN İLE ÇÖZÜMLERİ TOPLANTISINA KATILABİLİRSİNİZ
  • BUGÜN 29 ARALIK 2013 PAZAR GÜNÜ 19:00 DA SHOW TV DEDE ANTALYA DEPREMİ AÇIKLMASI YAPACAĞIM
  • BUGÜN 19.00 SHOW TV DE, YARIN A-HABER DE İSTANBUL DA BEKLENEN DEPREMİ ANLATACAĞIM.
  • GALATASARAY NEDEN BAŞARISIZ?
  • Sevgili Arkadaşlarım,
  • ANNEM 13 ARALIK 2012 ÇARŞAMBA GÜNÜ 13:00 DA YİYİLCEDEN8amansız hastalık) İZMİR EGE SAĞLIK SAYRILAR EVİNDE YARILMAYA GİRİYOR.
  • KANAL 24 DE DEPREM İLE KENTSEL DÖNÜŞÜM
  • BUGÜN 8 HAZİRAN 2012 22:00 CEVİZ KABUĞU’NDA Hulkği Cevizoğlu, KARADENİZ TV de
  • DEPREM KONUSUNU TV DE ANLATACAĞIM
  •  
  • MUSTAFA KEMAL’İN KOMUNİZM DÜŞÜNCESİ
  • OSMANLI’NIN DİRİLİŞ KIVILCIMI-2014
  • OSMANLI’NIN ÇÖKÜŞÜ İLE MONDROS ANLAŞMASI
  • ANTALYA KÖRFEZİ DEPREMİ M=5,2
  • DOĞANBEY(Domatia)-Söke, AYDIN-2014
  • BODRUM DENİZATI, CEVAT ŞAKİR’İN YARATTIĞI PIRLANTA-2014
  • ISPARTA-KADILAR DEPREMİ 5,1
  • GÖCEK ONİKİ ADALAR DENİZ GEZİSİ-2014
  • SOMA'DA BİR İŞÇİ....YOLUN SONU
  • SOMA; ALLAH KORUSUN
  • SOMA’DA CAN ALAN KAPALI İŞLETME Mİ?
  • SEN YETİMLERE SORDUN MU ŞEHİT BİR BABA MI YOKSA, SICAK ELİYLE SARAN BİR BABA MI İSTİYORLAR.
  • SOMA’DA SUÇ KİMİN?
  • İSTANBUL'DA KENT SUÇLULARI
  • AKP NEDİR?
  • YAHUDİ SANILAN TÜRKLER
  • BİZ TÜRKLER AZ BUZ DEĞİLİZ, HANİ..
  • YAŞAMSAL UYUM SAĞLIYOR MUSUNUZ?
  • EDİRNE KARAAĞAÇ’DA İKİ SARIŞIN GÜZEL TÜRK KIZI; Bülbin ile Gökçen
  • ARKADAŞ





  • Tüm Hakları Saklıdır.